Sorular

Yıkım
20 Ağustos 2021
Dünyanın Yüreği
4 Eylül 2021

Sorular

Fırtınalı gecenin akıl almaz ayazında tam da üstüne yağmur kokusu sinmişken bir soru yöneltmiştim sana.
-Bir hayatı yıllarca yaşayıp toprağın parçası olan bu insanlık senin gibi bir ömrü bir gülüşe sığdırabilecek mi?
+Ben pek gülmem ki oysa, boğulurum dumanında bu son diye bitirdiğim paketin dalında.

Düşündüm, taşındım, gerçekten taşındım, uzaklara herkesten uzağa, biraz sana yakın, bencil hayatımın alçak gönüllü kısmıyla tanıştım. İçimden geçen edebi eserleri, çizemediğim resimleri, melodisini mırıldanamadığım parçaları, insanlıkla paylaşmadığım şarkıları kendime sakladım. İnsanların cennetini gecelerimin kabusuna sakladım. Sislerin arasında kaybolmuş dalgalı saçlarına, sönmeyen ateşin merhemi olacak okyanus gözlerine baktım, verdiğin cevaba sarılıp şunu dedim içimden.

-Kalbi beyazlara bürünenin akciğeri kararıyor bu aptal hayatta.

Paranoyak insanlardan bile fazla sorguladığım şu günlerde, sonsuz döngüye girecek sorularımdan ilkine cevap vererek kapılarını bana açtın. Sen bunu belki istedin, belki içinden geldiği için yaptın ya da sebep aramaksızın öylesine cevapladın ama ben bunu bile sorguladım. Yahu! Dedim: ‘bu kadın, insanların beni deli diye adlandırıp delirttiği şu ironi temalı dünyada içime huzur salan, nefretimi parçalayan türden cevaplarla nasıl sakinleştirdi’. Anka kuşları efsanelerdeki gibi küllerinden değil de böylesi bir ruhani varlık tarafından mı tekrardan doğuyordu? Cehennemin kapısı üstten bile kilitliyken, “ben yetiştim imdadına” dercesine sağ tarafını sola, sol tarafını sağa aralayabilecek güç neden ona verildi ki?

-Bu gece de çok güzelsin, kendi ellerimle öldürdüğüm çocuğu canlandıran türden. Gökyüzünden yer yüzüne dolu olarak yağan haykırışlarımı, kor ateşte pişmiş isyanlarımı, kırmızıya çalan güllerimi bir papatya bahçesine çevirdin.

+Bu hayatta hep kırmızı yanar, en iyi ihtimalle sarı. Evrenin lanetlediği o gizemli çocuk. Kafasına tanrıların erişemediği ne sevmelere ne öpmelere doyamadım seni ben. Ben bu diyarların elleriyle şifa veren prensesi, sen kıyamet gününün bir bedene kavuşmuş hali değilsin. Biz ne efsane ne bir masalız. Biz sonunda yeşillerin olmadığı garip evrenin iki hazımsız çocuğuyuz.

-İnsanlık koskoca evreni anlamasa da olur, izlemeyi bilen Tanrı şahitlik etmesini de bilir. Her şeyi yaratırken, meleklerden bile gizlediği düzen ve kaosu. Bu gece bu gri masada karşılıklı oturan insanlara hediye etti. Sen bu evrenin düzenine, ben kendimin kaosuna sürükleniyoruz. Bir gün sağlayacaksak dengeyi eşlik edecek misin? Gücünün yettiğince ama aklının almayacağı türden bir birleşmeye benle ama bana karşıda hazır mısın?

Ömercan Sabun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir