Geleceğin Gölgesi

Denizdeki Öptüğüm Balık
11 Mayıs 2021
Gecenin Oğlu
11 Mayıs 2021

Geleceğin Gölgesi

       Eve yeni girmiştim ki kapı çaldı ve karşımda tanımadığım bir beyefendi vardı. Ortalama boylarda, siyah saçlı, kahverengi gözlü çok dikkat çekmeyen görünüşüne karşın oldukça özgüvenli bir duruşu vardı. Kendisinin gelecekten beni görmeye gelen biri olduğunu söyledi. Bu sözü karşısında önce donup kaldım ardından benimle dalga geçtiğini düşünüp, kapıya kapatmaya yeltenmiştim. Kapıyı kapatmamı engellemek için elini kapıya dayadı. Beni korkuttuğunun farkındaydı, garip bir gülüş belirdi yüzünde. Anlatması gereken şeylerin olduğunu ve tek şansı olduğu için bunu kaybetmeyeceğini söyledi. Bir yandan yorgunluk bir yandan bu yabancının verdiği huzursuzluk gitgide canımı sıkmaya başlamıştı. Evet, söyleyeceklerini merak etmiştim ama onu eve alamazdım. Ceketimi tekrar giyip kapıdan çıktım ve başımla beni takip etmesini işaret ettim. Onu arka sokaktaki Cadde Kafe’ye götürecektim. Kafedeki çalışanları uzun süredir tanıyordum. Böylece hem ondan kurtulmak istediğimde bunu çok rahat bir şekilde yapabilecektim hem de çok sevdiğim kahvelerini içebilecektim. Hava dışarıda oturabileceğimiz kadar güzeldi. Kafenin öbür ucunda boş olan kaldırımdaki masaya oturdum. Daha biz konuşmaya başlayamadan Nazlı siparişlerimiz almaya gelmişti. Bana ‘’Her zamankinden getiriyorum,’’ diyerek karşımda oturan yabancıya soran gözlerle bakarak bekledi. Yabancı da ‘’Aynısından,’’ diyerek Nazlı’yı başından savdı. Soran gözlerle bakma sırası bendeydi ama beni başından savamazdı. Asıl onu başından savamayan bendim. Neden burada olduğunu anlatmaya başladı. Kendisi bir zaman gezginiydi. Geçmişte ve gelecekte bulunmuştu. Benim yanıma ise 2041 yılından geldiğini iddia ediyordu. Yani kabul etmek lazım gelecekte zaman yolculuğu yapmanın bir yolu bulunmuş olabilirdi ama bunu hangi amaçla kullanıyorlardı? İşte orası bir muamma ve neden bu zamana benim yanımda gelmeyi seçmiş olsun ki? Düşüncelerimi duymuş gibi bu sorularıma cevap vermeye başladı. Yabancı daha önce de bu zaman dilime gelmiş ve 2043 yılında patlayacak olan dünya çapındaki isyanların temelini oluşturan düşüncenin ve isyanın başı olan kadının bu fikri benim aracılığımla edindiğini anlattı. Yabancıya ‘’Daha neler!’’ bakışımı atarken kahvelerimiz geldi. Yabancı kahvesinden bir yudum alır almaz yüzünü buruşturdu ve iğrenen gözlerle keyifle kahvemi içişimi izledi. Kahve bardağını bırakıp kaldığı yeri hatırlamaya çalışarak bir süre yere baktı. Birkaç saniye sonra hatırlayıp devam etti. İsyancı kadının üniversitede alttan aldığım etik dersinin sunumunda olan bir öğrenci olduğunu söyledi. Anlattığım sunum kendisinde oldukça etkili olmuş. Yaptığım sunumu çok iyi hatırlıyordum. Klasik etik felsefesi konuları olan iyi, kötü; doğru ve yanlış üzerine bir sunum hazırlayıp sunmam gerekiyordu. Sunum sırasında hocadan ve sınıftan gelen sorular yüzünden ise erdem, vicdan, suç, adalet gibi konuları da tartışmıştık. Tam olarak bu yüzünden dersi alttan almıştım. Dersi ilk aldığım yılda sunumum, sorularım ve cevaplarım yüzünden hocayı ve sınıftaki toplumsal kaygıları yüksek olan arkadaşlarımı rahatsız etmişti. Yine aynısı olmuştu ama bu sefer hoca benden kurtulabilmek için dersten beni geçirmişti çünkü ders içerisindeki tavrım, sorularım ve cevaplarım hiç hoşuna gitmemişti. Diyelim ki bu yabancı gelecekten geldi ve bütün bunları biliyor. Neden şimdi gelmişti? Daha önce gelip isyancı kadının sunum yaptığım derse girmesini engelleyebilirdi ya da isyanın olmasını şimdiden engelleyebilecek bir şeyler yapabilirlerdi. Tabii amacı isyanı engellemekse… Konuşma sırası bendeydi. Yabancıya aklımdan geçenleri sordum ve yüzünde tekrar rahatsız edici bir gülümseme belirdi. Amaçlarının isyanı engellemek değil, isyanı yönlendirmek olduğu söyledi. Yani isyancı kadını en baştan yanlarına çekip 2041’de var olan devlet anlayışının altından yönlendirmek ve onu istedikleri sonuçları elde edebilecekleri bir vitrin mankeni olarak kullanmak istiyorlardı. İsyanın sebebini ve 2041’deki devlet anlayışının ne olduğu sorduğumda isyanın eşit haklar arayan insanların bir araya gelmesiyle başladığını, devletin ise demokrasiyle yönetildiğini söyledi. Cevapları oldukça inandırıcıydı. Sonuçta 2021 yılındayız ve aynı şeyler devam ediyordu. Buradaki sorun yabancının gelecekten geldiğini söylemesi, benim onu dinliyor olmam ve bir isyanı bastırmak için neden fikrinin bana ait olduğunu dahi bilmediğim bu konu için bana geldiği? İsyancı kadın hakkında bir şeyler yapmak daha kolay olmaz mıydı? Bu sorulara rağmen bu konuşmayı devam ettirdim ve benden ne istediğini sordum. Yabancının istediği o kadını tekrar bulup sunumumda geçen konuları tekrar konuşup, ne olursa olsun devletin yanında olmaya ikna etmem gerekiyormuş. Bunu istemek için seçeceği son kişi olduğumu sonuç olarak sunumdaki fikirlerimin değişmediğini söylememe rağmen hâlâ bunu yapabileceğimi diretiyordu. Yabancı beni ikna etmeye çalışırken yerden gelen sıcaklık dalgasını hissetmeye başladım. Elimdeki fincanı masaya bıraktım ve yeri incelemeye başladım. Yabancı onu dinlemediğimi fark edip baktığım yöne başını çevirdi ama bir şey göremeyince neye baktığımı sordu. Ona yerden gelen sıcaklığı hissedip hissetmediğini sordum ve boş gözlerle bana bakmaya başladı. Sıcaklık artmaya devam ediyordu. Birden yer sarsıldı ve kaldırım taşlarının dalgalandığını gördüm. Sarsıntı sırasında masalarla birlikte biz de devrilmiştik. Kollarımın üzerine doğrulduğumda biraz ilerimizde yerin parça parça ayrıldığını ve aralarından kızgın lavların yükseldiğini görüyordum. Çöp kutuları çatlaklardan içeri düşüyor, bazı arabalar yarı yarıya lavlara gömülmüş ve eriyorlardı. Yabancıyla korku dolu gözlerle birbirimize baktık ve bunun şimdi olmaması gerektiğini söyleyip, saatindeki birkaç tuşa basarak gözlerimin önünde etrafına rengârenk ışıklar sararak ortadan kayboldu. Şaşkın gözlerle ne olduğunu anlamaya çalışırken yer tekrar sarsıldı ve bütün sokaktaki yer sanki derin bir nefes alıyormuş gibi gerindi ve bütün nefesini dışarı bıraktı. Çatlaklar büyüdü ve içine düşen insanların yanışına şahit oldum. Yerimden kalkıp koşmaya başladım. Daha doğrusu zıplayarak uzaklaşmaya çalışıyordum. Bütün taşlar yerinden oynamıştı. Sol tarafımdan gelen bir çığlık dikkatimi dağıtmıştı. Ona bakmak isterken ayağım bir taşa takıldı ve lav dolu çatlağa sırt üstü düşmeye başlamıştım. Sırtım lava değdiği anda derin bir nefes alarak, kalbim kulaklarımda uyanmıştım. Terler içinde tavanı izliyor ve rüyamı anlamaya çalışıyordum. O sırada alarmımın çalmasıyla tekrar yerimden sıçradım. Yatağımdan küfürler ederek kalktım. Yüzümü yıkarken rüyamda bugün olacak olan tek doğru şey geldi aklıma, etik felsefesi sunumum.

Gizem Önal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir