Momo

4. Şiir
30 Mart 2021
Ekmek Arası
25 Nisan 2021

Momo

“Zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir.” 

       Momo, Michael Ende’nin 1973 yılında toplumumuzdaki zaman algısını kaleme aldığı, yaklaşık 30 dile çevrilerek insanlar tarafından büyük ilgi gördüğü eseridir. Kitabın sayfasını ilk açtığımda eski bir İrlanda çocuk şarkısının dizeleriyle karşılaştım. “Ama ne olursan ol; Parla, parla küçük yıldız!” diyordu. Kahvemden bir yudum aldım ve bu dizelerin içerisinde yuvarlandım. Dizeleri okurken Nil Karaibrahimgil’in Benden Sana şarkısı çalmaya başladı zihnimin içinde. Ne olursa olsun parlamalıydım. Kalbimdeki güneş içimi ısıttı. Bu sözleri kendime hatırlatarak kitabın sayfalarını çevirdim. Kitap okurken zihnimde bir pencere açılır ve sanki karakterlerin hemen yanında seyirci gibi olayları izlermişçesine hissederim hep. Bu kitapta hayal dünyamın şekillenmesine yardımcı olan Momo’nun kaldığı eski antik tiyatro gibi birkaç resimle de desteklenmişti. Dilinin yalın olmasıyla su gibi aktı kelimeler. Okumaya başladığım andan itibaren gönül bağı kurduğum Momo, güzellik algısının dışında insanlar tarafından tuhaf olarak nitelendirilecek görünümdeydi. Bana kalırsa, kocaman siyah gözleri ve kıvırcık saçlarıyla çok güzel bir kız çocuğuydu. Güzel olmak insanın kendini iyi hissettiği andır ve güzelliği bir kalıba sokmak kelimenin derinliğine haksızlıktır benim nazarımda. Momo’nun olağanüstü bir yeteneği vardı. Muhteşem bir dinleyiciydi ve bunun için bolca zamanı vardı. Kitapta Momo’nun iyi bir dinleyici olduğunu ifade etmek için “Momo’nun hiç kimsenin yapamayacağı şekilde başardığı şey dinlemekti. Çok az insan gerçekten iyi bir dinleyicidir,” ifadelerini okurken kendimle baş başaydım. Ben de o satırları okuyana kadar iyi dinleyici kategorisine koyabilecekken kendimi aslında öyle olmadığımı fark ettim.

      Kitap okurken sevdiğim cümlelerin altını çizmeyi severim. Daha sonra kitaplığın başına geçip rastgele sayfaları çevirip altını çizdiğim cümleleri okumayı daha çok severim. Momo da altını çizdiğim yazılar ile dolu benim için özel sayılabilecek eserlerden biri oldu. Özel sayılmasının en önemli nedeni tabii ki Momo’nun varlığıydı. Momo’yu her özlediğimde kitabın sayfalarında rastgele gezinerek, antik tiyatroda onunla konuştuğumu hayal ederim. Kitabın birinci kısmında Momo’nun insan ilişkileri, muhteşem dostlukları üzerinde durulurken ikinci kısmında zaman algısı ve Duman Adamlar’dan bahsedilmeye başlanmıştı. Sahiden zaman ne demekti? Kitapta yer alan “Onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Zamanın bu garip kısalığı ve uzunluğu, o saat içinde yaşanan olaylara bağlıdır. Çünkü zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir,’’ şeklindeki ifadesiyle yine düşüncelere daldım. Mutlu anların nasıl su gibi akıp gittiğini, mutsuz ve beklediğimiz anların nasıl geçmediğini fark ettim. Her gün 24 saatten oluşmuyordu demek ki. Bazı zamanlarda yüreğimiz bonkör davranarak süreyle oynuyordu demek ki bize hissettirmeden. Günümüzde zamandan tasarruf etmek, hayatımızı kolaylaştırmak için robotlar üretildi fakat biz yaşayan robotlara dönüştük fark etmeden. Sahiden, tasarruf ettiğimiz zamanımızı ne yaptık? Ne için kullandık? Geçen gün Bostancı’dan Caddebostan’a gitmem gerekiyordu. Araca binebilirdim ama zamanım vardı ve erken gitsem tasarruf ettiğim zamanı daha güzel kullanacağım alan yoktu. Ben de sahilden denizi, kedileri, kuşların dansını seyrederek gitmeyi tercih ettim. Bacaklarımda yorgunluğu hissettim. Rüzgârın yüzümü okşadığını hissettim. Yaşadığımı hissettim ve bu her şeye bedeldi. Kitapta bahsedilen Duman Adamlar, insanların tasarruf ettiği zamanları hissettirmeden insanlardan çalıyorlardı. Duman Adamları oluşturan da aslında insanların ta kendileriydi; zamanı hissetmeden, yaşamak için yaşamalarıydı. Duman Adamlar dünyayı ele geçirmek istiyorlardı. Momo ve arkadaşları bu durumun farkına varıp Duman Adamlar ile mücadele etmeye başlamışlar fakat ne yazık ki Duman Adamlar, Momo’nun arkadaşlarının da zamanlarını çalarak, Momo’nun yalnız kalmasına sebep olmuşlardı. Momo’nun yardımına kaplumbağasıyla birlikte Hora Usta koşmuştu. Bir Leyla ile Mecnun dizisinin seveni olarak, kitap Hora Usta’nın evini betimlerken, gözümün önüne İsmail Abi’nin saatçide zamanın düzenini korumak için çalışmaya başladığı an geldi. Momo ve İsmail Abi ile de içten bağ kurduğum için aralarında ortak özellik aradım. Sanırım, saf ve iyi dinleyici olmalarıydı. Momo; Hora Ustanın ve kaplumbağasının desteğiyle, Duman Adamları alt etmeyi başarmış ve dostlarıyla oyunlar oynadığı eski mutlu düzenine geri dönmüştü.

       Ben de istediğim her an Momo ve arkadaşlarını yürekten seyretmeye devam edecektim, zihnimde. Sözlerimi kitapta geçen çok sevdiğim paragrafla tamamlamak istiyorum:
“Kör biri için gökkuşağının renkleri ve sağır biri için kuş sesleri nasıl boşunaysa, yürekleri algılanamayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur. Ama ne yazık ki düzgün atmasını bildiği hâlde kör ve sağır olan nice yürekler vardır.”
Yüreklerimizin kör ve sağır olmadığı, zamanı tasarruf etmek için değil de yaşamak için kullandığımız ve anda kalabildiğimiz ‘’zaman’’lar diliyorum.

Gökçe Gözütek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir