Kilitlerin Ruhunu Gösteren Adam: Hüseyin Usta

Duvarların Esaretinde Zamansız Suretler
21 Ocak 2021
Günebakan Çiçekleri
31 Ocak 2021

Kilitlerin Ruhunu Gösteren Adam: Hüseyin Usta

       Yok olmaya yüz tutmuş el sanatında çağımızın teknolojisine ve otomasyon sistemine inat ayakta duran dünden bugüne, bugünden yarına umudu taşıyan ellerle şekil bulmuş bakıra bir ruh ve bir dil kazandıran Hüseyin Usta; gizli tarihi, yapmış olduğu eserlerle bize emeğin bakıra yansımasını kendi dilinde tasvirlerle buluşturuyor. Böyle bir zanaatkâr ustasının bu noktaya nasıl geldiğini merak ediyor ve soruyoruz:

-Ustalık hayatınıza nasıl başladınız?

       Bu sorunun ardından Hüseyin Usta girdiğimiz kapıyı göstererek kapıda bulunan 4 yıldızın hikâyesini anlatmaya koyuluyor. Çıraklığa gelen kişinin asırlar önce lonca ve ahilik zamanında çıraklığa girince bir tane yıldız aldığını söylüyor. İşte harmanlanan ve öğrenme yetisi kazanan çırak ikinci yıldızını da alarak kalfalığa yükseliyor. Bu durum onun becerilerini geliştirdiğini gösterirken istikbalini geliştirdiğini ve neredeyse usta olmadığı zaman onun yerini aratmadığını ifade ediyor. Tabii ki üçüncü yıldızı almak göründüğü kadar kolay değil. Aynı bölgede yaşayan esnaf ve zanaatkârların örgütlenmesiyle kurulan lonca teşkilatı ile usta bir sınava tabii tutuluyor. Bir heyet kararı oluşturularak ustaya üçüncü yıldız veriliyor. Dördüncü yıldız ise baş ustalığı temsil ediyor. Dördüncü yıldızı alan kişi hem zanaat ahlakı hem de bu işin erbabı olup tüm loncanın güvenini kazanarak bu işin son rütbesi olan dördüncü yıldızı almaya hak kazanıyor ve sorumluluklarına bir yenisi eklenerek ahilik teşkilatının adli ve idari işlerini yükleniyor.

-Herkesin yapabileceği bir zanaat değil, bunu size sevdiren neydi?

       Herkesin yapısı, becerisi, kafa yapısı bir değil. Dikkat çektiğim ürünler baktığımız zaman güne hitap etmiyor; çok eski zamanlarda yapılmış, asırlarca yaşamış ama görüyorum ki o eserlerin bir dili var ve 200 yıllık tarihi bugüne taşıyor. Kalıcılığından etkilenerek ben de yapabilirim, benim de becerim var dedim ve sevdiğim bu işle gönül bağımı kurdum.

-Peki, mesleğinizle kurduğunuz gönül bağı nedir?

       Kendi eserlerimi gördüğüm zaman, önünden geçerim ve bana merhaba der gibi, selam verir gibi beni karşılarlar. Bu duygularla gördüklerimle mutlu oluyorum, seviniyorum. Bu arada bir anımı anlatayım. Buradan Samsun’a gittik çocuklar ile birlikte, oradan dönüşte Amasya’ya uğradık. Amasya’nın çok güzel ve tarihi bir şehir olduğunu duyduk, tıpkı Safranbolu gibi. Daha öncesinde gitmişliğimiz yok. Tarihe meraklılardan bir tanesiyim ben de. Amasya’ya girdik ırmak boyu gidiyoruz. Böyle benim eserlerden biri kapıda. Daha demin dediğim gibi hepsi bana selam verdi, hoş geldin dedi. Mutlu oldum onları görünce hemen tokmağı vurdum. Tanımıyordum içerdekileri ama mühim değildi. Tanışmamız olur diye düşünerek çaldım kapıyı ama açan olmadı. Hemen kapının üzerinde telefon numarası vardı ve ben de aradım. Vatandaşın bir tanesi, “200 metre ileri gel, ben seni görüyorum,” dedi. Oradan baktım birisi eliyle birlikte gel gel diye işaret ediyordu. Neyse vardık adam bizi buyur etti. Otelciymiş kendisi tanıştık. Ben dedim “ Safranbolulu Hüseyin Usta,”. O da bana ‘’Aaa o Hüseyin Usta sen misin? ‘’dedi. Beni diğer oteline götürdü, baktım oradaki konaklarda da benim eserlerim var. Orası da eski bir yapı yani UNESCO’nun eski yapılarında resmi olarak restorasyon yaparsan ne sökersen aynı o eseri takmak zorundasın. Bunların yerine fabrikasyon bir eser koyamazsın. Korumalı ve sit alanlı bölgelerde bu geçerlidir. Bu nedenle eserler benim buradan gitmedir. Bu vesileyle kendisi ile tanışmış olduk, bizi çok güzel ağırladı. Belki de bir akrabadan, bir dosttan görmediğimiz sıcaklığı ve samimiyeti zanaat sayesinde tanımadığımız birinden gördük.

-Özgün bir kimse olarak baksak sizce umut var mı?

       Tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki mesleğimi oldukça seviyorum. Sevdiğim için de gördüğünüz eserleri kendimden yaptım ve hiçbir zaman umudumu kaybetmedim. Bunların mekanizma sistemlerini bana ustam gösterdi. Ama üzerindeki zenginlikleri hiçbir yerde görmüşlüğüm yok. Tamamen kendim tamamladım. 40. yılımdayım, 78’de başladım ve her yaptığımda halen usta olmadığımı düşünüyorum. Noksanlıklarımı gidermeye çalışıyorum.
Bir o kadar umutlu ve meraklıyım.

-Peki, Hüseyin Usta sizce insan kimdir?

       Her canlının yapabileceği bir iş vardır. İnsan bütün canlıların da üzerindedir. Her canlı da onun emrine verilmiştir. İnsan sadece kıyafete bürünmüş bir canlı değildir, bütün canlılara yararlı kişi insandır.

-Hüseyin Usta bize sendeki emeği anlatır mısın?

       Çok arzu edersen bir şeyi eğer gönülden istersen o şey sana nasip olur. Ben bu işte hep ustamı izledim. Yapıyor ben de bakıyorum, fotokopi gibi hepsini aklıma kayıt ediyorum. Bir gün ustam dedi ki: “Geç bakalım sıra sende,” Ben var ya sevinçten nasıl mutlu oldum. Ustanın yanında yapmaya başlayınca elin titrer, ter basar, heyecanlanırsın. Çünkü çok istediğin bir şeye gerçek, samimi bakıyorsun. Artık bundan sonra “Elim senin,’’ dedi yani diplomayı aldın demektir bu. Eski hurdayı aşama aşama, döve döve bir eser çıktı ya ha işte o emektir, haktır. Sonrasında al bir kilidi eline, aldın mı, kilit sesini duydun mu? Ne yorgunluk kaldı ne bir şey, bir de çayını yudumlarsan tamam.

-Günümüz gençlerini bu mesleğe yönlendirir misiniz?

       Büyük torunum Ankara’da yaşıyor. Buraya tatile geldiği zaman evde durmaz. Hemen kaçar gelir benimle birlikte. Ama torunumun aklında bir soru vardır; annesi ile babasının üzeri ve elleri kararacak, kirlenecek diye kızacaklarını düşünür. Ben de onu rahatlatmak için “Arabanın anahtarlarını al kaçarız,’’derim. Hâlbuki çocuklarım benim mesleğimi çok severler, ben de torunumun bu tatlı merakını. Böylelikle bu zanaatın arkamdan gelen bir nesil olduğunu, hüviyetinin devam ettiğini görmek hoşuma gidiyor, gitmez mi? Bu çok şahane bir şey.

       Hüseyin Usta yanından ayrılmadan önce bize birkaç nasihatte bulunuyor; üç günde bir ortaya eser koymanın sabır gerektiren, cesaret isteyen ve içinizde bir yerlerde bu işe sevgi beslemeniz gerektiğini vurguluyor. Kim ne iş yaparsa yapsın şu işte çok para var, bu işte çok para var diye bakmayın. Ne iş yapıyorsanız o işi sevin ve kabullenin. İnanın o işte çok başarılı olacaksınız. Asıl mutluluk sevdiğiniz işi yapmaktır, diyor. Küllerinden yeniden doğan tarihi yapıların restore edilmesiyle parçalar tamamlanıyor ve bakırcılıkla buluşan eski yapılar günümüzde yaşatılmaya devam ediyor. Ayrıca her eserde usta kendi imzasını taşıyan nitelikte izler bırakarak özgün eserler ortaya koyuyor. Gördüğünüz bu kilitte, Hüseyin Usta “Arap kızı başında yıldızı” tasvirini yapıyor ve kendi imzası olan figürü de kilitlerinde kullanıyor. Ve o figür, Hüseyin Usta’yı her karşılaşmasında selamlıyor. Hüseyin Usta’nın deyimiyle hoşbeş ettiğimiz bu süreçte biz fazlasıyla keyif aldık ve kendisinden birçok şey öğrendik. Yolu düşenin mutlaka onunla sohbet etmesini tavsiye ediyoruz. Hüseyin Usta sabrına, cesaretine ve emeğine sağlık olsun.

Başak Arslan
Enes Duyar
Sıla Candaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir