Duvarların Esaretinde Zamansız Suretler

Aşk tek atımlık bir kurşun mudur?
17 Ocak 2021
Kilitlerin Ruhunu Gösteren Adam: Hüseyin Usta
21 Ocak 2021

Duvarların Esaretinde Zamansız Suretler

       Mahkûmiyet; hayat devam ederken mevsim geçişlerine şahit olamamak, bir kar yağışında kar tanelerini avuçlarında biriktirememek, sonbahar yapraklarının hışırtısını duyamamak, sevdiğin insanların özel günlerini, kötü günlerini, dâhil olman gereken mutluluğu ve mutsuzluğu tadamamak, güneşin nasıl doğduğundan ve nasıl battığından haberdarken görememek, bir bankın sıcaklığını, bir durağın umudunu, bir denizin hırçınlığını hissedememek; tesadüfen geçilen sokaklardaki çocuk kahkahalarını duyamamak, sevdiğin insanların adımlarını sayamamak ve en acısı da sevdiklerinden uzakta kalmak. Mahkûmiyet sadece yılların sana dayadığı değil senden aldıklarıyla da şekillenen tüm duvarların sahibidir. Bir de duvarlara mahkûmken hükmünü giydiğin tek şey yıllar olmuyor. Yıllarla tescillenmek aslında sizi birçok manzaradan eksik kılar. Bunun ötesi de var elbette. Yediğin onca hükümden sonra gelen peşin hükümler, ceza mahkemesinden sonra bizim yarattığımız hükümler bunlar; iş bulamama zorluğu, toplum tarafından ötekileştirilmek. Bu hayatta insanların aslında kendine en çok duvar örerek yalnızlığına ittiğimiz peşin hükümlerimiz de var. Hüküm giymek gerek yıllarla gerek düşüncelerle insanı esir kılan en acı tablo. Ama umut hep var, insandan hiç eksilmeyecek olan inanç ve umut. Belki de o duvarları yaşanabilir kılan, parmaklıklarla yoldaş olmayı sağlayan da bu. Kimisi düşünce suçlusu oluyor kimisi de bir katil ya da hırsız ve belki de daha fazlası. Peki, bu durumda emekli bir memurun cümlelerine şahit olurken biz neleri göreceğiz?

-Size göre bu mesleğin en zor yanı nedir?

       Şahitlik etmesi mecburi olan anları yaşamak benim için zordu. Bunun en açık örneği kapalı cezaevinde yaşanan görüş günleridir. Görüşler arada bir cam olmak kaydıyla mahkûmun sandalyeye oturtturulduğu, ailesinin mahkûmu bir camın ardında bekleyişi ile başlayan ve biz memurların arkada denetimi sağladığı bir ortamda gerçekleşir. Ve size şahit olması zor olan bir anımdan bahsetmek isterim. Bir gün mahkûmun arkası dönük ve eşiyle küçük çocuğu camın ardındaydı. Sadece birbirlerine bakarak çocuk elini nereye götürürse babası da elini oraya götürüyordu. Dokunmadan da hasret gidermenin burukluğunu içimde yaşadım. Vicdani açıdan zor fakat onlarda işledikleri suçun bedelini ödüyor bunun farkındayız. İnsan olmanın gereği böyle şeylerle karşılaştığımızda üzülüyoruz; çünkü gözyaşları döken eşinin ve hiçbir şeyden haberi olmayan küçük çocuğun suçu yok, lakin bedeller hep beraber ödeniyor.

‘’Dokunmanın yasak gözyaşlarının serbest olduğu acılara ve o odaya selam olsun. Hasret engel tanımaz.’’

-Mesleki zorluğunuz dışında gördüğünüz mahkûmlarla ilgili zorlukları aktarabilir misiniz?

       Dışarıdayken psikolojisi bozuk olup da buraya o kötü psikolojiyle gelen çok fazla mahkûm var. İnsanlar aynı evin içerisinde ailesiyle kavga ediyorlar. Bir evin içerisinde tartışmalar, anlaşmazlıklar oluşuyor ki insanlar ailesi ile bulunduğu yerde ve toplu yaşam alanlarında bile uyuşmazlıklar yaşarken hapishanede doğal olarak birbirinden uzak oldukları için aynı duvarlar arasında bu kavgaları ve uyumsuzluğu daha fazla yaşıyorlar. Bunun sonucunda da sorun yaşayan mahkûmlar farklı koğuşlara alınıyor. Tekrar sorun yaşanması takdirinde bu mahkûmlar ‘’teke tek’’ adını verdiğimiz iki metrelik bir alanda tek başına bırakılıyor ve olmayan özgürlükleri tamamen yitirilmiş hale geliyor. Toplu mahkûm alanlarında iletişim sağlayabilecekleri insanlar varken burada daha içsel bir sıkıntıyla iletişimsiz ve insansız bırakılıyorlar. Verdikleri mücadele odadaki insan sayısı kadar teke düşüyor.

-Mahkum gardiyan arasındaki ilişkiden bahseder misiniz?

       Senelerce bir cezaevinde çalıştığınızı düşünün. Her gün sayım yapıyor ve aynı ortamda bulunuyorsun. Bununla birlikte yemek dağıtımı esnasında, koğuşları gezerken ve arama yapılırken ziyaret yapılacağı zaman izne çıkarken izinden dönerken sürekli bu insanlarla iç içe olduğun bir ortamdasın ve tabii ki mahkûm – memur çizgisini kaybetmeden aranda bir iletişim kuruluyor ve iletişim ister istemez bir diyaloğa ve bir bağ oluşumuna sebep oluyor. Herkes iyi değil herkes kötü değil bundan ötürü çizilen çizgiler dâhilinde bir ilişkiniz kuruluyor.

‘’Herkes iyi değil herkes kötü değil.’’ Derken memur aslında gözümüze sokuyor.

-Psikolojik anlamda sizi etkileyen bir olay oldu mu?

       Şizofreni hastası tekte yatan bir hükümlü vardı. Biz de ilacını verirdik; sonuçta onların psikolojisinden de mesulüz, onların iyi olmasını sağlamak zorundayız. Bir gün moralinin bozuk olması ve düşünceli durması dikkatimi çekti ve sordum: ‘’İyi misin?’’. ‘’Sorma cezam geldi de moralim bozuk,” dedi. Tabi kaç yıl ceza geldiğini sordum. Sorduğumda: ‘’10 yıl’’ dedi. ‘’Ne kadar vardı ki?’’ diye sorduğumda ise ‘’80 yıl,’’ dedi. Ama o adam 10 yıl daha almış olmasına üzülebiliyor.

-Peki, bu adam neden bu kadar üzülüyor?

       Çünkü bir umudu var. Umut biterse her şey biter. Orada yatıyor ama içindeki o umut onu yaşatıyor. Onun sayesinde ayakta kalabiliyor ve bir gün özgür olacağına inanıyor. 40 yaşında 80 yılın üzerine 10 yıl yemesi onun umudunu zedeliyor ve moralinin bozulmasına sebep oluyor. Dışarıdan baktığında bunun onda yaratmış olduğu üzüntüyü hissedebilirsin.

 

‘’Biçilen yıllar azlık çoklukla değil hep bir özgürlüğe kavuşmak inancıyla artan mahkûmiyet yıllarının getirmiş olduğu umutsuzluk hissini bırakıyordu içinde çünkü yıllar geçse de bir gün bitecekti bu mahkûmiyet ve o arzuladığı özgürlüğe er ya da geç kavuşacaktı.’’

-Mesela siz de bu ortamdan etkilenip özgürlüğünüzden taviz verdiğinizi hissediyor musunuz?

       Hiç o yönde bakmadım mesleki olarak işimi yapıyorum ve çıktığımda iş işte kalıyor. Hiçbir zamanda ayaklarım geri geri gitmedi. Cezaevleri dışarıya kapalı olduğundan çok kötü bir yer gibi gözükse de bence çok eğitici de bir yer. Ben özgürlüğünden taviz verenlerin değil de özgürlüğünün tavizine bedel ödeyenlerin hikâyesine eşlik etmekteyim.

Size göre özgürlüğün tanımı nedir?

       Bir yerde okumuştum “Özgürlük kime teslim olacağını bilmektir ve sevgi gerçek özgürlükle yaşanır,” diyordu ve dışarıdaki insanda özgür değildir. Neticede bir şeylerden kısıtlanıyorsun. Düşündüğünü konuşabilmek bile özgürlük adına benim için yeterlidir.

-Dostoyevski’ye göre dünyanın en zor hissi; kendini ait hissetmediğin bir yerde bulunmaktır. Bu söz size ne çağrıştırıyor?

       Bir gün bir mahkûm bana “Hiçbir şey hayali kadar güzel değildir. Ben özgürlüğü hayal ederek 15 yıl sonrasını düşünürken sen yaşıyorsun; benim için kıymetli olan bu kavramı nasıl anlatabilirim ki,” demişti. Benden ziyade bu adamın sözleri ona çok şey çağrıştırmış olmalı. Ben sadece aktarabilirim.

       Bütün hükümlerden arındığımız, insanı insan kılanlarla onurlu ve mücadelesine inanılan güzel yarınlarımız olsun. Ne umut eksilsin ne de özgürlüğe olan inanç. Dileriz ki bu röportaj sizi esiri olduklarınızdan arındırır.

Başak ARSLAN
Sıla CANDAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir