Zamanın İnsanı

Ağaç Evden Anılar
14 Eylül 2020
Hüzünlü Prenses Masalı
28 Eylül 2020

Zamanın İnsanı


İlkokul yıllarında çift sıra olup el ele gittiğimiz tiyatro gösterilerinin sergilendiği bina ben ortaokuldayken belediye sinemasına çevrildi. Oyunları izlerken o koca ve kasvetli yapının ahşap sandalyelerinde soğuktan titrediğimi, yüzümün buz kestiğini anımsıyorum. Tek salonlu bu binanın bundan 100 yıl önce kilise olduğunu öğrendiğimde yüzümde tıpkı binanın soğukluğundan oluşan o ifade vardı. Yaşadığım küçük şehirde hiç Hristiyan tanınamıştım nasıl olurdu da kilise vardı. Kimin kilisesiydi?

Edindiğim sınırlı belgelerde 1923 yılına kadar Anadolu’nun tümünde olduğu gibi bu küçük şehirde de Ermeni ve Rum nüfusunun yaşadığına dair bilgiler vardı. Yörede Müslüman/Türk nüfus ile iç içe yaşayan binlerce insan mübadele sırasında evlerini, doğup büyüdükleri şehri terk etmek zorunda kalmışlar. Yağmurlu bir günde çoluk çocuk ağlayarak şehre veda ederken gemiler ile İstanbul’a götürülmüşler. Zorunlu göç korkusuyla müslüman olan bir kesim de kayıtlara geçmiş.





















Tarihe bakışım sırasında çok yakın bir ilçede mübadeleden hemen önce papaz kızının Müslüman Türk gence kaçtığı bir hikaye ile karşılaştım. Göç hazırlığında olmalarına rağmen gösterişli bir düğün yapılmış. Demekki biz birbirimizi sevebiliyormuşuz.

O tarihlerde yaşayan birinin anlattığına göre Ermeni halkı Türk halktan ayıran tek farkın Ermeni kadınların başlarının açık olmasıymış. Demek ki biz birbirimize benziyormuşuz.

Doktor Esitel Nikola Efendi, terzi Minasoğlu Nişan, berber Takvur, meyhaneci Artin isimlerini bildiğimiz, azınlık olarak nitelendirilen esnaftan birkaçı. Demekki şehri birlikte oluşturuyormuşuz.

Osmanlı kuruluş yıl dönümü kutlamasında Hristiyan Rum ve Ermeni papazları ile cemaati, Rum ve Ermeni liselerinin öğrencileri ile öğretmenleri kortej halinde yer alırmış. Demek ki biz sevinci birlikte yaşıyormuşuz.

Yıllar önce beraber yaşadığımız bu insanların aileleri acaba şimdi neredeler? Ailelerinin geldikleri yeri acaba biliyorlar mı?

Size yukarıda sinema salonunun bir zamanlar kilise olmasını öğrendikten sonra araştırmaya koyulduğum tarihin kısa özetini aktardım. Sakarya’da olan darp girişimi haberini okumamla beraber çok geçmişte olmayan toplumun izlerini paylaşmak istedim. Çok madinar olacak ki bu olay 6-7 Eylül tarihleri ve Hrant Dink Ödül Töreni tarihine çok yakın bir zamanda yaşandı.

Günler gelip geçtikçe insanın içindeki sevgi azalıyor. Bundan yüz yıl önce paylaşılan hayatlar yerini yozlaşmış, farklı kutuplara çevirmiş. Hoşgörü, şefkat, saygı kavramlarından oldukça uzak yaşıyoruz. Tarihin en bilgili dünyasında yaşamamıza rağmen cehalet ile en çok mücadele ettiğimiz dönemdeyiz.

İnanıyorum ki gün gelecek birbirimizi anlayacağız, birbirimize gülümseyeceğiz. Dünyanın hangi noktasında olursak olalım birbirimizi selamladığımız, hal hatır sorduğumuz, çocukların birlikte oynadığı günlere kavuşacağız. Şimdilik ;

























Güzel şeylere hasrettir memleketim,
Güzel şeylere hasret bu dünya.

Hilmi Mert Akpınar
Sosyolog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir