Kayalık

Bir Garip Günlük – 01.12, Özlemek yüreğin zebanisidir.
29 Aralık 2020
Aşk tek atımlık bir kurşun mudur?
17 Ocak 2021

Kayalık

       Kutunun açılmaması için elimden geleni yapıyordum ama Zeus kutuyu Pandora’ya ulaştırmak için peşimi bırakmayı aklından bile geçirmiyordu. Ateşe kavuşan insandan bu kadar korkması bende ayrı bir haz uyandırıyordu. Aklından geçirdiği kötülükleri yapmasına izin vermeyecektim. Bu görev bana Prometheus’un emanetiydi. Titan soyunun cüretkâr varisinin yolundan nasıl ayrılabilirdim ki.

       Öncelikle her gün bıkmadan Prometheus’un ciğerini söken Zeus’un emrine amade olmuş alçak kartalı öldürmek istedim, ciğerini söküp Zeus’un önüne atmak. Ne mümkündü bu, nasıl yapabilirdim? Bu düşüncelerle boğuşurken bir de kutu çıktı başıma. Zeus’tan gelen hiçbir şeyi kabul etmemelerini defalarca söylemişti Prometheus hâlbuki.

       Zaman akıyor, Selene boşlukta süzülürken ben de kayalıklara tırmanıyordum. Kutuyu deniz fenerinin taşlarına sıkıştıracaktım. Öyle bir saklayacaktım ki onu Zeus koca heybetine rağmen cımbızla bile çıkartamayacak, sadık hizmetkârı Hermes’ten haberini beklerken o kutu sükûnetiyle burada duracaktı. Ben de insanlığı kurtaracaktım, kendi türümün kurtuluşunu getirecektim.

*

       Tanrıların tanrısı çamurlu bir elbise dikiyordu şehre, sıkılıyorduk hepimiz bu çamurlu giysinin içinde. Berbattı, bir yaratmaya böyle başlanmazdı. Ve gürledi bir anda ses arkamda ‘’Didem!’’ dedi. Güçlü bir el silkeledi sanki beni, sanırım onun eliydi. Sayamadım kaç hayal kırıklığı döküldü dallarımdan. Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi, çok şey görmüşüm gibi ve çok şey geçmiş gibi başımdan, ‘’Ah!’’ dedim sonra Prometheus’u düşünerek. Yakalanmıştım. Kendi sonumu bilmeme rağmen içimde oluşan hayal kırıklıklarının feryatlarını gizleyerek gökte türlü türlü çakan şimşeklere baktım. Selene çoktan kaybolmuştu. Birazdan şafak tanrıçası Eos gelir diye düşündüm lakin bu benim felaketimi daha da erkene çekerdi. Zeus dolanırken deniz fenerinin etrafında kayaların arasında sinmiş bekliyordum. O deniz fenerinin diğer tarafına geçtikçe daha da çok sıkıştırıyordum kutuyu. Beni bulsa bile kutu burada kalacak ve insanlık kötülükten bir süre daha uzak kalacaktı.

       Nihayet kutuyu görünmeyecek şekilde milim milim kayanın altına soktum. Ve şimdi hazırdım işte. Kendisinden başka kimseyi görmeyen Zeus’un karşısına dimdik çıkacaktım. Prometheus’u mahkûm ettiği kayalıklara arkasını dönecek şekilde durmasını bekledim ve çıktım saklandığım yerden. Böylelikle son nefesimi verirken bile Prometheus’a dönüp ‘’Senin içindi bunca çaba!’’ diyebilecektim. Zeus aklımdan geçenleri duymuşçasına çirkin bir kahkaha attı. Yer sarsılırken gök de dinledi. Poseidon uzaklardan izliyordu ama gelmeye cesaretinin olmadığını biliyordum. Kim cüret edebilirdi ki tanrıların tanrısı böyle hiddetliyken karşısına çıkmaya? Ben ediyordum. Yanımda Prometheus olsaydı eğer o da cesaret ederdi. Zeus’un aklıyla alay etmeye bayılırdı ne de olsa.

*

       İşte! Kibri ile alay eder gibi dikilmiştim karşısına. Ediyordum da, küstahlıyla ve hoyratlığıyla. Son kez ışığı gördüğümü bilmeme rağmen içinde bulunduğum bu durum beni tatmin ediyordu. Umut vardı içimde, onca kötülüğünün arasında kalbimde ve o kayaların arasında gizli kalan umut. Şimşekler çakarken hiçliğe saniyeler kala ruhum bedenimin yok oluşunu görmeden yeni bir doğuma hazırlanıyordu. Son kez ‘’Sana umudunu bırakıyorum ey insanlık!’’ diyerek haykırdım.

Aleyna Özdemir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir