Ağaç Evden Anılar

Baraka
30 Ağustos 2020
Zamanın İnsanı
14 Eylül 2020

Ağaç Evden Anılar


Soğuk, şubat soğuğu, hiç sevmediğim. Şimdi ağaç evde olup, önümde uzanan yeşilliği izlemek vardı. Ağaç eve yakın bir badem ağacı, onun arkasında bir çınar ağacı ve çam ağaçlarının önünde piyon görevini yapıyormuş gibi dizilmiş meşe ağaçları... Taze meşe ağaçlarının yaprakları kadifemsi, çam ağaçlarının ise taze, ellerimle dokunuyorum canım yanmıyor. Aynı kuzenimin oğlu Serhat'ın hayvanları severken, sanki onların canını yakmadan sevişindeki tazelik var bu ağaçlarda...

Bu şubat ayından çok sonraki mayıs ayındayızdır belki. Nisan değil ki Mayıs, aldatsın bizi. Güneşli görünüp, sırılsıklam etsin yürüdüğümüz yolda. Babamın çok sevdiğim bir sözü vardır. ''Nisan aşka benzer güneşine kanıp, yağmurunda sırılsıklam olup, avare dönersin eve'' diye.

Evet, Mayıs ayında ceviz ağacındaki ağaç evdeyim. Güneş ceviz ağacının yaprakları arasından süzülüyor. Ceviz ağacının yaprağının kokusu ile çam ormanının kokusu birbirine karışmış. Rüzgâr bu kokuyu yanıma getirmiş, bırakıp sessizce dönmüş. Ilık rüzgâr... Bu ılık rüzgâr ile bu ılık güneş de birbirine karışmış. İnsanı iliklerine kadar ısıtıyor.

Bazen böyle üşüdüğünü hissedersin bu şubat ayında titrersin. Sonra birinin adı gelir aklına, belli belirsiz yüzü gözlerinin önüne. Isınırsın. İliklerine kadar ısıtır seni yanında olmasa bile. İşte! Bu ısıtan, ılık rüzgâr ve güneştir.
Güneş benim gibi soğuğu sevmeyenler için ekmek gibi. Güneşin sıcaklığı anne sevgisi gibi. Hastayken annemin yaptığı çorba gibi. Isıtan ama yakmayan.

*


Bugün hava güneşli ama ısıtmıyor. Şubat ayından mayıs ayına geçmek istiyorum galiba. Çünkü bu aldatıcı havaları sevmiyorum. İlkbahar ve yaz bütün her şeyi ile sevilebilir. İnsanların hiç bıkmadan eleştirdikleri sıcaklığı bile sevilebilir.

Ağaç ev bana böyle sıcak masallar ve şiirler okur, şiirler hatırlatır. Buradayım. Ağaç evde ve bunları hayal ediyorum. Birden Özdemir Asaf'ın ''O Akşam'' şiirini ve altına yazdığım yazımı hatırlıyorum.

O AKŞAM
Ceviz kırıyorlar, bakıyorum;
Kabuğunu kırıyorlar cevizin.
Ceviz çıkıyor...
Sonra oyunlarına dönüyor çocuklar.

Ben de bir ceviz alıyorum.
Cevizlerin içinden.
Deniz çıkıyor benim cevizimden,
Açılıyorum.

Gidiyorum o ceviz kabuğunda,
Çocukluğumun oyunsuz bahçelerinden.
Bir akşam o çocuk oyununda
Alnıma yazılan o hüzün denizinden.

Gülümsüyorum. Sonra başlıyorum yazıma. Bazı şiirler bazı yerler için yazılmış gibi yıllar öncesinden. Çocukluktan bahsedecek olursak, benim çocukluğum, çimen renkli bir hırka içinden, çakır bir okyanusa, oradan da ıhlamur ormanına düşmekle geçti. Kıyılarında toprak oldum. Mutluluğa giden yollarım güzeldi. İlk önce annemin gözlerine düştüm. Sonra anneannemin sonra yine annemin yeşil gözlerine sonra kendi gözlerime düştüm.

Tekrar gülümsüyorum terebentin ve ceviz yaprağı kokuları arasından.
*

Kıştayım, ama üstüm başım yaz. Kalabalıklaşmışız yine. Semaverde çayımız, kuzenler ve arkadaşlar. Telefonlardan birinden rastgele bir radyo açıyoruz. Konuşuyoruz, konuşamadığımız kadar konuşuyoruz. Özlemin sıcaklığı da yaz sıcaklığı kadar sıcak olmalı ki biz hiç konuşmamış gibi konuşuyoruz. Semaverin sıcaklığı, ceviz yapraklarını yerinden oynatıyor ve ceviz yaprağı kokusu yeniden burnumda.

Çok mutluyum. Bunları sadece ben ve bir kaç yüreğini tanıdığım dostlar hissediyorlar. Bizim dışımızdakiler bunları hissetmiyor gibi. Bir şımarıklık ya da çocuk sevinci içinde.

Bu yaz, bizi buluşturan ve soğuğumuzu sıcaklaştıran. Özlemi, en çok burada, onları düşünerek yaşıyorum. Burada olmadıkları halde şu Şubat ayının soğukluğunda bile hatıraları ile ısıtabiliyorlar. Dostluk bu olsa gerek. Birinin şakası aklıma geliyor, gülümsüyorum. Gözlerimin içine kadar gülümsüyorum. Dudağımda tebessüm, gözlerimde kahkaha. Bu özellik anneannemden bana bulaşmış en güzel hastalık. Mutlu insanlara mahsus. Mutlu insanların kahkahası gözlerindedir çünkü. Ben, gözlerimle kahkaha atarım. Gözlerim gülünce kaybolduğu için kimse göremez. Ancak sevgiyle baktıklarım görebilir kahkahalarımı. Alın size gözlerimle gülüyorum. Sarılmanın başka bir şekli. Isındınız mı? Gündüzleri yıldızlar bile yeryüzüne iner tebessümle.

Böyle günleri hatırlamak bu kış gününde, o zaman hemen gelsin yaz. Yaz sadece bir yazken onlarla mevsim oluyor. Yeşilin verdiği huzuru onlarda bulmak. Yeşil, başında söylediğim gibi yeşil dost huzuru gibi ya da anneannemin verdiği huzur gibi. Bu yüzden yaz, kış ayında bile özlem benim için.

Semaverde çay sıcaklığında dost sohbeti. Semaverde demlenmiş çayı, bardaklara doldurup aldık avuçlarımızın içine. Avuçlarımız ısındıkça kalplerimiz sevgiyle doldu. Ağaç ev ve yaz bana bunları hatırlatıyor. Ben diye başlayan cümlelerim zamanla biz oluyor. Ağaç ev ve akşam sohbetleri yazı hatırlatır. Çoğalmak sohbetle, muhabbetle bir yaz rüzgârının serinliğinde, ağaç evde çoğalmak. Hepsini o kadar iyi tanıyorum ki bahar tazeliği kadar temiz bir sevgi. Bir bahar tazeliğindeki huzur ve sevinç onlarla bin kat daha güzel. Böyle bir kış günü, böyle bir kalabalıklaşma isteği. Galiba hüznün, huzura ve sevince galip gelme isteğinden.
Hanife Karakülah

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir