Kardan Adam

Bir Garip Günlük
15 Ağustos 2020
Zamansızlık
15 Ağustos 2020

Kardan Adam


Önce şiddetli bir patlamanın uzaktan duyulan tok gürültüsü, nereden geldiği belirsiz yansıması gibiydi. Kanalların arasında can sıkıntısıyla nafile dönüp dolaştığım televizyonun sesini refleksle kıstım. Ayağa kalktım telaşla, mutfaktan geldiğini sandım. Sesin tokluğunun ayırtına varmamla anlamıştım. Cama çarpan bir cisimdi bu. Evet cam. O an kafamda uğultular başladı, cama çarpan şey sanki camdan içeriye girip kafama yerleşmiş, yerleşirken düşünme fonksiyonumu da durdurmuş ya da ezip geçmişti, perdeyi çekip ne olduğuna bakmak aklıma gelmedi bile…

Sabah uyandığımda, kar bütün haşmetiyle dört bir yanı kaplamıştı, beyazın masumiyeti dünyanın bütün kirini örtmüşe benziyordu. Perdeyi aralayıp sokağa doğru baktım, bomboş sokakta tek tük geçen arabaların ardında bıraktığı lastik izleri, aralarında eşit mesafe olan bir çift patika çiziyordu; usul usul yağmaya başlayan kar ise sonraki araba gelene kadar dolduruyordu o iki kanalı.

Çatılarda, açık çöp bidonlarının içinde, arabaların üzerinde, ağaç dallarında, yol kenarlarında, basılmamış yerlerde bozulmamış beyazlık; insan küçükçe bir bahçe gördüğünde birisi gelip basmamasını, beyaz dolgunluğun bozulmamasını istiyor. Böyle bozulmadık yerlerde kedi ya da köpek izleri gördüm çentik atarak ilerleyen, küçük patileriyle açtıkları yol bozulmama isteğine dokunmazdı; en sonunda birkaç çocuk kardan adam yapmak için elverişli yer bulmanın kışkırtıcılığıyla, pürüzsüz beyazlığa girer yuvarlanmaya başlardı.

Elektrikler sabahtan beri kesikti, evin içi iyice buz kesti, battaniyeyle oturmaktan sıkıldığımdan dışarıya çıkmaya karar verdim ben de. Günlerden beri evden dışarıya adım atmıyordum oysa şimdi dışarısı ürpertiyor ve bu ürperiş soğuktan değil…

Apartman sahanlığına inip giriş kapısının önüne geldiğimde dışarısının ürkütücülüğüyle içerisinin kasveti arasında kaldım. O tereddütten anında dışarıya çıkmadan bekledim; yukarıda göründüğünden daha çok birikmişti kar. Pencereden baktığımda karın ve soğuğun ciddiyetini tahmin edememiştim demek. Mermer zeminde kaymamaya gayret ederek kapıyı açtım, dış kapının önündeki mermer basamak artık gözükmüyordu. Kürek alıp küremek geldi içimden. Anlaşılan bunu yapacak kimse yoktu. Apartman tek başına kalmış gibiydi. İçinde kimse yokmuş gibi. Tam bana uygun bir durum…

Şimdi dışarıdaydım, dikkatli olmalıydım sokakta yürümeyi unutmuş biri gibi değil de buzlanmış kaldırımda kaymamaya çalışan biri gibi görünmeliydim. Böylesi daha anlaşılır…

Isınmıştım yürüdükçe. Atıştıran karın altında üzerimde kar taneleri biriktirerek yürümek, dolmuşlardan iner inmez soğuktan büzülenlere, etrafta uysallıkla gezinen köpeklere, belirli köşelere serpilmiş büfelere ekmek taşıyan pikaplara, karla bulanmış çamurlu yollarda ellerinde torbalar evlerine gitmeye çalışan insanlara bakarak hava almak iyi gelmişti ama bir yandan da dayanılmaz geliyordu, sığınma güdüsüyle eve dönmek istiyordum. Kabuğuma girmek. Sanki biraz daha durursam eriyecekmişim ya da soğuktan kaskatı olacakmışım gibi. Hazır değildim sokaklarla buluşmaya, insan içine çıkmaya…

Fazla uzaklaşmadan geri döndüm, evin bulunduğu caddede paltolarıyla, kalın kazaklarıyla, atkılarıyla epey kalınlaşmış kartopu oynayan çocukları görünce akşamki tok ses çınlamaya başladı kulaklarımda; dün gece yaramaz çocuklar karın verdiği ilhamla oturduğum odanın camını hedef seçmişti, nasıl da düşünememiştim. Şu an ise sevimli geliyordu bu. Yolun ortasına diktikleri kardan adama bakarken onlarla beraber oynamak istedim. Öylece de bırakıp gittiler son olarak atkısını takmayı da unutmadan. Bugün yoldan fazla taşıt geçmediği için buna güvenmiş olacaklar.

*


Elektrikler gelmişti nihayet…

Camın kenarında kar tanelerinin birbirleri içinde oynayışına dalmış erken inen akşamı beklerken gözüm kardan adama takıldı, oradan bana doğru baktığını görünce benimle konuşmak istediğini düşündüm. Hayret, arabalar da onu görünce direksiyonu hafif kırıp yanından geçip gidiyorlar. Onlar yanından geçip giderken, biri çıkar da hiç aldırmadan hatta zevk olsun diye kardan adamı ezer diye telaşa kapılıyorum; o sahne gözüme dayanılmaz geliyor.

Her geçen arabadan sonra o şeyin olmamasını, o korkunç anın hiç gelmemesini, kardan adamın kendiliğinden erimesini isteyerek bekliyorum, hayattaki tek isteğim bu oluyor; o kardan adamın orada öylece durması, o durursa bütün dertler bitecek, hayattaki bütün kötülükler sona erecek, dünya kurtuluşa erecekmiş gibi.

Kalkıp dolaşıyorum evin içinde odadan odaya, her camın önüne gelişimde heyecanım artıyor, tedirginlikle bakarken o tarafa korkunç sonun gelmekte olduğunu anlar gibiyim. Ne olacaksa ben görmeden olsun, diye iç geçirirken dün akşamki sese benzemeyen o yıkıcı sesi duyuyorum birden, tarifsiz bir soğuk kaplıyor içimi…

Arkasından görüyorum çamurla bulanmış kırmızı renge çalan kamyonetin hızla gelip geçişini… Niye diğer arabalar yanından geçer de bir tek o... Niye…

Direksiyonu kırmadan ona doğru sürerken, hangi yoksunluk, hangi yok sayılma, hangi görmezden gelinme, hangi nefretin acısını çıkarıyordu, çıkarabilmiş miydi acaba, diye düşünüyorum. Belki de yanılıyorum bunlarla ilgisi yoktur ama ne düşündüğümün önemi yok; kardan adam artık yok!

Hava kararıyor, çocuk sesleri kayboluyor, sokakların sessizliğini dinlerken sert bir rüzgar tuzla buz olmuş kardan adamdan kalan kar serpintilerini havalandırıyor. Kulaklarımda rüzgârın getirdiği mırıltılar çınlıyor: Yalnız yaşayanlar değil asıl hayatında hiç kardan adam yapmamış insanlar ne kadar yalnızdırlar?
Özer Güner

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir